İzmir ve İstanbul barolarında ulusalcı, milliyetçi ve şoven söylemleri öne çıkaran adaylar ile gruplar seçimleri kazandı. Seçim sonuçları, yalnızca baroların iç dengeleriyle sınırlı görünmüyor; yazar onları genç avukatlar arasında yayılan seküler milliyetçi eğilimle ve mesleğin toplumsal konumuyla ilişkilendiriyor.
Kazanan gruplar, avukatlık mesleğini siyasetten arındırma vaadini öne çıkardı. Yazar, bu yaklaşımın, bir yandan milliyetçi çağrıları güçlendirirken öte yandan siyasetsizlik çağrısı yaptığını ve bunun görünür bir çelişki oluşturduğunu savunuyor.
Değerlendirmeye göre avukatlıkta ücretli emeğin yaygınlaşması, yoksullaşma ve mesleki itibarın erimesi, mesleğin eski orta sınıf ayrıcalığını aşındırıyor. Söylemler, avukatların karşılaştığı bu maddi ve toplumsal dönüşümü siyasi kararlardan ayırmayı kolaylaştırıyor.
CMK ücret tarifesinin Adalet Bakanlığı tarafından belirlenmesi, hukuk hizmetinin metalaşması ve baroların ortak eylemlerine yönelik baskı, bu tablonun önemli yönleri olarak gösteriliyor. İzmir'de OCAS'ın kapatılması da avukatların ortak bir basınç oluşturabileceğine işaret ediyor.
Metin, hekimlik ve mühendislik gibi mesleklerin aydınlanma ve toplumsal öncülük sembolü sayılan orta sınıf mitini ele alıyor. Bu halenin kaybı, mesleki itibar düşüşü olarak okunuyor; çözüm ise yer yer cumhuriyet değerlerine dönüş ve soyut bir liyakat söylemi içinde aranıyor.
Sonuçta emekten yana bir baro, avukatların ücretli çalışma sorununu sendikal örgütlenmeyle ve yargı bağımsızlığını ise emeğin karşılık bulacağı zemin olarak birlikte savunmayı gerektiriyor. Yeni yönetimlerin sendikalar ve meslek odalarından uzaklaşması, siyasetsizlik vaadinin sınıfsal bir çerçeveden uzaklaştığını gösteriyor.
Kaynak: Evrensel