1917 tarihli Balfour Deklarasyonu, İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour’un İngiliz Siyonist Federasyonu’nun önde gelen isimlerinden Walter Rothschild’e gönderdiği mektuptu. İngiliz hükümeti, Filistin’de Yahudi halkı için ulusal yurt kurulmasını desteklerken diğer toplulukların medeni ve dinî haklarına ilişkin güvence veriyordu.

Deklarasyon, devlet yerine ulusal yurt ifadesini kullanmasıyla dikkat çekti. İngiltere, Süveyş Kanalı ile Mısır’ın güvenliğini, Fransa ile rekabetini ve ABD’yi İtilaf Devletleri safında tutma ihtiyacını gözetiyordu. Bu hesaplar, deklarasyonun bölgenin geleceğine ilişkin belirsiz bir çerçeve bırakmasında etkili oldu.

Süreç daha önce başlamıştı. Ocak 1915’te Herbert Samuel, Filistin’ın İngiliz kontrolünde tutulmasını ve İngiliz himayesinde Yahudi yerleşimi kurulmasını önerdi. İngiltere, Arap isyanı karşılığında bağımsızlık vaadinde bulunurken Mayıs 1916’da Fransa ile Sykes-Picot Anlaşması’nı imzaladı. Bu anlaşma, Osmanlı topraklarının nüfuz bölgelerine ayrılmasını öngörüyordu.

1917’deki Rus devrimleri, savaşın süreceği ve Almanya’nın Siyonist çevrelerle ilişki kurma ihtimali İngiliz kararlarına etki etti. Chaim Weizmann ve Nahum Sokolow’un diplomatik faaliyetleri de destek arayışının parçasıydı. Savaş Kabinesi içinde Edwin Montagu ile Lord Curzon metne karşı çıktı.

Yine de belge 31 Ekim 1917’de kabul edildi, 2 Kasım’da Rothschild’e gönderildi ve 9 Kasım’da The Times gazetesinde yayımlandı. 1920 San Remo Konferansı’nın ardından kurulan İngiliz Manda Yönetimi, deklarasyonu Yüksek Komiser Sir Herbert Samuel döneminde uygulamaya başladı. Yerli köylüyü koruyan Osmanlı mevzuatı kaldırıldı; kitlesel Yahudi göçü ve arazi gaspları yaygınlaştı.

Yerli Arap toplulukların direnişi 1920 Kudüs ve 1921 Yafa çatışmalarına yol açtı. Haycraft Soruşturma Komisyonu, şiddetin nedenlerini Siyonist göç, mülksüzleştirme ve taraflı İngiliz politikaları olarak belgeledi. 1922 Churchill Beyaz Belgesi Siyonist projeye verilen desteğin sürdürüldüğünü gösterdi. Bu tarihsel çerçeve, 1948’deki Deir Yasin katliamları, 750 binden fazla Filistinlinin zorla sürgünü ve 7 Ekim sürecinde ortaya çıkan hak ve toprak talepleriyle birlikte değerlendiriliyor.

Kaynak: Yeni Şafak