HABERLIM
Gündem

Zeyrek’te dehlizlerden kubbelere: Yüzyılların izini sürdük

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN İstanbul’da bazı yapılar vardır; karşısında durup bakmak yetmez. Taşına dokunmak, karanlık dehlizlerine inmek, kubbeleri

Haber7 Son Dakika14 Ağustos 2026 06:49Kaynak: Haber7 Son Dakika
Zeyrek’te dehlizlerden kubbelere: Yüzyılların izini sürdük

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN İstanbul’da bazı yapılar vardır; karşısında durup bakmak yetmez. Taşına dokunmak, karanlık dehlizlerine inmek, kubbelerine doğru yükselmek, duvarlarında saklanan izleri tek tek okumak gerekir. Bazı yapılar ise sizi içine alır, peşinden sürükler ve her adımda yeni bir sırrını fısıldar. Zeyrek Camii benim için işte böyle bir yapı oldu. Fetihten sonra Ayasofya’nın ardından camiye çevrilen İstanbul’un en önemli yapılarından biri olan Zeyrek, aslında bizi çok daha eskiye, Bizans İstanbul’una götüren büyük bir tarih hazinesi. Birbirine eklemlenen üç ayrı yapıdan oluşan bu eşsiz eser, yüzyılların izlerini aynı çatı altında taşıyor. Biz de tarihçi-yazar Dr. İbrahim Akkurt ve fotoğraf sanatçısı Saime Güler ile birlikte Zeyrek’i yalnızca fotoğraflamak için değil, adeta yeniden okumak için yola çıktık. Çekim planımızı hazırlarken hedefimiz belliydi: Dehlizlerden kubbelere kadar ulaşabildiğimiz her noktada tarihin bıraktığı izleri takip etmek. Tarih Masada Değil, Sahada Okunur Zeyrek’in dehlizlerine indiğinizde İstanbul’un gürültüsü geride kalıyor. Taşların, duvarların ve yüzyıllardır ayakta duran mimari unsurların arasında bambaşka bir dünya başlıyor. Kimi zaman ışığın ulaşmadığı bir dehlizde, kimi zaman metrelerce yüksekte bir kubbenin altında durduk. Her yeni açı, yapının başka bir zamanına açılan kapı gibiydi. Bir taraftan makinelerimiz çalışıyor, diğer taraftan Dr. İbrahim Akkurt yapının tarihî katmanlarını anlatıyordu. Onun verdiği bilgiler, baktığımız bir taşın, bir kemerin veya küçücük bir sembolün anlamını bir anda değiştirebiliyordu. Bu noktada Zeyrek Camii’ne, konunun uzmanı Dr. İbrahim Akkurt hocamızın kaleminden de kısaca bakalım: “Zeyrek; bir imparator ve imparatoriçenin vasiyetiyle yükselen görkemli bir manastırın, bir padişahın iradesiyle şehrin ilk ilim yuvasına dönüştüğü mucizevi bir kesişim noktasıdır. Adeta İstanbul’un ‘hafıza kartı’ niteliğindeki bu özel bölge; pagan geçmişten Bizans mistisizmine, oradan Osmanlı’nın irfan geleneğine uzanan kesintisiz bir ruhu barındırıyor. İstanbul’da yaşayıp İstanbul’u gerçekten yaşamak isteyenlerin uğraması gereken noktalardan biri mutlaka Zeyrek Camii olmalıdır.” Çünkü bazen gözünüzün önündeki şey yalnızca bir mimari detay değildir. Bir işarettir. Bir izdir. Belki de yüzyıllardır orada duran ve fark edilmeyi bekleyen bir hikâyenin başlangıcıdır.İşte bizim fotoğraf anlayışımızın temelinde de bu var. Ben hep şuna inanıyorum: Tarih yalnızca masa başında okunmaz. Tarihi gerçekten anlayacaksak sahaya çıkacağız; taşına, toprağına, kubbesine, dehlizine bakacağız. Tarihi yerinde okuyacak, yerinde yaşayacağız. Dehlizlerde 1600 Yıl Öncesine Yolculuk Zeyrek’in dehlizlerine indikçe zaman duygumuzu kaybettiğimiz anlar oldu. Yeri geldi, kendimizi yaklaşık 1600 yıl öncesinin İstanbul’unda hissettik. O taşların arasında yürürken geçmiş yalnızca okuduğumuz bir tarih olmaktan çıkıyor; sanki o anı yaşıyor, o yüzyılların içinde nefes alıyorduk. Sonra aynı yapının yüzyıllar sonra İstanbul’un fethiyle kazandığı yeni kimliği düşünüyorsunuz. Bizans’ın asırlarını taşıyan o duvarların arasında, fetihle birlikte başlayan yeni dönemin izlerini hissediyorsunuz. İşte o an insan şunu daha iyi anlıyor: Bizi bugün Zeyrek’in dehlizlerine indiren, kubbelerine çıkaran ve bu izlerin peşinden koşturan ruhun içinde, İstanbul’un fethinin açtığı o büyük tarihî kapının da payı vardı. Biz geçmişi değiştirmek için değil, geçmişin bıraktığı izleri anlamak ve geleceğe aktarmak için oradaydık. Bu yüzden Zeyrek’te attığımız her adım bizim için çok özeldi. İki Hafta Boyunca Bir İzin Peşinde’yiz.. Zeyrek’te gerçekleştirdiğimiz çekimlerin en heyecan verici anlarından biri, iki hafta boyunca aradığımız küçücük bir izin ortaya çıktığı andı. Kubbe ve yüksek bölümlerde tele objektifle detayları adeta santim santim tarıyorduk. Bir yerde bir şey olmalıydı. Bazen fotoğrafçının gözü, tarihçinin verdiği bilgiyle birleştiğinde fotoğraf makinesi yalnızca görüntü kaydeden bir araç olmaktan çıkar. Adeta geçmişi araştıran bir göze dönüşür. Ve sonunda… Aradığımız izi gördüm. O anda attığım heyecan çığlığının nasıl olduğunu yanımızdaki İbrahim kardeşimiz daha iyi anlatır. Çünkü iki gündür gözümüzü ayırmadan aradığımız bir detayın objektifin içinde bir anda karşınıza çıkması, tarif edilmesi kolay bir duygu değil. İlk bakışta küçücük görünen o işaret, yaklaştıkça ve araştırdıkça önümüzde bambaşka soruların kapısını aralıyordu. İşte o anda bir kez daha anladım: Tarih kendisini hemen ele vermez. Siz ona yaklaştıkça derinleşir; araştırdıkça yeni sorular sorar, izini sürdükçe sizi başka bir zamana götürür. Deklanşöre bastığınız anda artık yalnızca bir fotoğraf çekmiyorsunuz. Yüzyıllardır orada duran bir izi bugünün ışığına taşıyorsunuz. Fotoğrafın benim için en kıymetli tarafı da tam burada başlıyor. Saime Güler’in Gözünden Zeyrek: Tarihin İçinde Işığın Peşinde Zeyrek Camii’nde gerçekleştirdiğimiz çekimler, benim için yalnızca tarihî bir yapıyı fotoğraflamak değildi. Dehlizlerine indiğimizde, yüzyıllardır ayakta duran duvarların arasında yürüdüğümüzde ve objektifimizi kubbelerine çevirdiğimizde, kendimi adeta zamanın içinde yolculuk yapıyormuş gibi hissettim. Fotoğrafçı için ışık her zaman önemlidir; fakat Zeyrek’te ışık yalnızca fotoğrafımızı aydınlatmıyordu. Sanki tarihin karanlıkta kalmış ayrıntılarına da ışık tutuyordu. Üstad Cemil Şahin ve Tarihçi kardeşim Dr. İbrahim Akkurt ile birlikte yaptığımız bu çalışmada, her yeni ayrıntıyı fark ettiğimizde aynı heyecanı yeniden yaşadım. Bir sembolün, bir taşın üzerindeki küçücük izin veya metrelerce yukarıdaki bir detayın peşinden giderken, fotoğrafın yalnızca estetik bir görüntü olmadığını; aynı zamanda geleceğe bırakılan çok kıymetli bir belge olduğunu bir kez daha hissettim. Benim için Zeyrek’in en büyük heyecanı ve anlamı da işte buydu. Her Kare Yeni Bir Soru Saime Güler’in büyük bir heyecanla sürdürdüğü çekimlerle birlikte bazen aynı noktaya farklı gözlerle baktık. Birimizin fark ettiği ayrıntı, diğerimize yeni bir çekim açısı, yeni bir soru ve yeni bir araştırma konusu açtı. Çünkü biz bir yapının çekimini bitirip eve dönünce çalışmanın bittiğini düşünmüyoruz. Tam tersine, asıl çalışma bazen o zaman başlıyor. Çektiğimiz kareleri tek tek inceliyor, büyütüyor; sembollere, bezemelere ve mimari detaylara yeniden bakıyoruz. Bir kare bizi başka bir noktaya, oradan başka bir tarihî bilgiye götürüyor. Nasıl bir yazar kelimeleri yan yana getirerek kitabını yazıyorsa, biz de ışığı, taşı, mimariyi ve zamanı yan yana getirerek fotoğraflarla tarihin kitabını yazmaya çalışıyoruz. Bu yüzden ertesi günkü çekim planımızı bile çoğu zaman bir önceki gün çektiğimiz fotoğraflar belirliyor. Fotoğraf bize: “Buraya yeniden bak…” diyor. Biz de yeniden bakıyoruz. Bu yapı bize daha ne anlatıyor? Çünkü Zeyrek yalnızca bir cami değil. Bizans’tan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve bugüne ulaşan büyük İstanbul hafızasının yaşayan parçalarından biri. Yüzyıllar boyunca insanlar değişmiş, şehir değişmiş, medeniyetler değişmiş; fakat o taşlar orada kalmış. Ve hâlâ konuşuyorlar. Kadim eserler susmaz. Yeter ki onlara yalnızca bakmayalım; görmeye çalışalım. Zeyrek’te gördüm ki bazen küçücük bir işaret bile koca bir tarihin kapısını aralayabiliyor. Biz Zeyrek’te o kapının ardındaki izleri takip etmeye çalıştık. Dehlizlerine indik. Üç farklı yapının birleştiği mimari katmanları inceledik. Sembollerin peşine düştük. Objektiflerimizi kubbelere çevirdik. Her bulduğumuz iz yeni bir soruyu, her soru yeni bir heyecanı beraberinde getirdi. Çünkü bizim için her fotoğraf bir belge, her ayrıntı bir ipucu, her kadim yapı okunmayı bekleyen büyük bir tarih kitabıdır. Ve biz o kitabın sayfalarını bu kez Zeyrek’te; dehlizlerden kubbelere, karanlıktan ışığa, geçmişten geleceğe doğru çevirmeye devam ettik. Zeyrek’ten Bir Müjde Daha… Zeyrek’te dehlizlerden kubbelere uzanan çekimlerimizi tamamlarken günün güzel bir sürprizi daha vardı. Kadim dostum, tarihçi-yazar Dr. İbrahim Akkurt, uzun süredir üzerinde çalıştığı ve Zeyrek’in tarihî hafızasına ışık tutacak önemli bir eser hazırlığında olduğunu bizlerle paylaştı. İki hafta boyunca birlikte taşların, sembollerin ve yüzyılların izini sürerken, bu defa objektiflerimizin değil, kalemin anlatacağı yeni bir Zeyrek yolculuğunun da müjdesini almış olduk. Aslında bu buluşma usta kalemin ve usta fotoğrafçıların ortak buluşma noktası olmuştu. Yakın zamanda okuyucuyla buluşması planlanan bu kıymetli çalışmayı şimdiden büyük bir merak ve heyecanla bekliyoruz. Anlaşılan o ki bizim Zeyrek’teki yolculuğumuz çekimlerin sona ermesiyle bitmeyecek. Biz Zeyrek’i fotoğraflarla okumaya çalışırken, İbrahim Akkurt da kalemiyle Zeyrek’in hafızasını geleceğe taşıyacak. Bizler bu kadim eserlere sahip çıkmalıyız. Her birinin yeri asla doldurulamayacak kadim eşsiz eserlerdir. Her birimize bu konuda çok duyarlı olmalıyız. Ve belki de bu yüzden Zeyrek’te hikâye henüz bitmedi… Fakat Zeyrek’te çıktığımız bu yolculuk burada sona ermiyor. İki hafta boyunca peşinden gittiğimiz ve objektiflerimizle kayıt altına aldığımız o küçük iz başta olmak üzere, çekimler sırasında karşımıza çıkan bazı işaretler ve mimari detaylar şimdi yeni bir araştırmanın konusu. Fotoğrafın ortaya çıkardığı izleri tarihî kaynaklarla karşılaştırıyor, uzmanların değerlendirmeleriyle birlikte anlamlandırmaya çalışıyoruz. Belki de Zeyrek’in yüzyıllardır duvarlarında sakladığı bazı ayrıntılar, çektiğimiz fotoğraflar sayesinde yeniden konuşulacak. Çünkü bazen bir fotoğraf yalnızca geçmişi göstermez; geçmiş hakkında yeni bir sorunun da başlangıcı olur. Önümüzdeki günlerde Zeyrek’te yaptığımız bu çalışmanın, ulaştığımız detayların ve özellikle peşine düştüğümüz o gizemli izin hikâyesi farklı haber ve çalışmalarla kamuoyunun karşısına çıkacak. Biz şimdilik gördüklerimizi kayda aldık. Araştırmaya, sormaya ve iz sürmeye ise devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki Zeyrek’in bize anlatacakları henüz bitmedi. Belki de asıl hikâye şimdi başlıyor… Cemil Şahin Fotoğraf Sanatçısı – Araştırmacı Yazar

İLGİLİ HABERLER