Yazar, yayın lisanslarının gözden geçirilmesi, haber kanallarının el değiştirilmesi ve kapatılması gibi uygulamaları iktidarın medya üzerindeki etkisinin göstergesi olarak ele alıyor. Özel talimat bulunmadığı yönündeki tespit, yöneticilerin ve savcıların siyasi amaç doğrultusunda hareket etmesiyle de açıklanabileceğini savunuyor.
Turgut Özal döneminde devlet memurlarının işini bildiği anlayışına atıf yapılıyor. Yazar, o dönemde memurların rüşvet aldığı yönündeki haberler karşısında bu anlayışın kullanıldığını, bugün ise rüşvetin siyasetin finansmanı içinde daha büyük ölçekli yollardan sağlandığını ileri sürüyor.
Basın özgürlüğünde Türkiye'nin 190 ülke arasında 170. sırada bulunması da yazar tarafından yönetimin tutumunun bir göstergesi sayılıyor. Bu sıralamanın basın özgürlüğünün arzulandığı bir noktaya değil, baskı yönünde talimat işaret ettiği değerlendiriliyor.
Freedom House'un raporunda, Türkiye'de internet özgürlüğünün büyük ölçüde kısıtlı kaldığı, sosyal medya platformlarına erişimin engellendiği, web sitelerinin engellendiği ve içeriklerin kaldırıldığı belirtiliyor. Nisan 2026'da kabul edilen yaş doğrulama yasasının uygulama döneminin sonuna kadar yürürlüğe girmemiş olduğu da aktarılıyor.
Kadıköy'de yapılan yürüyüşün alkışlarla karşılanmasının yeterli olmadığını savunan yazar, eylemlerin her hafta daha örgütlü ve daha geniş biçimde sürdürülmesi gerektiğini belirtiyor.
İnternet özgürlüğü puanının 100 üzerinden 31, küresel özgürlük puanının 32 olduğu bildiriliyor. Yazar, bu puanlarla arz merkezine seyahat edildiğini belirterek tablonun kaygı verici olduğunu ortaya koyuyor.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika