Yerli medya ayakta kalma mücadelesi veriyor: Dijital platformlar denetlenmeli
Türkiye'deki yerli televizyon kanalları ve dijital yayıncılar, yasal düzenlemelerdeki eşitsizlik ve reklam gelirlerinin yabancı platformlara akması nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Uzmanlar, Netflix, YouTube ve sosyal medya şirketlerine yerli medyaya uygulanan kuralların uygulanması gerektiğini vurguluyor.

Türk televizyonları ve yerli dijital yayıncılar, ciddi bir varoluş kriziyle karşı karşıya. Sadece ekranların değil, yerli internet sitelerinin ve dijital platformların da aynı tehdit altında olduğu belirtiliyor. Peki yerli medya nasıl kurtarılacak?
Yerli medyanın karşılaştığı başlıca sorunlar
Konu, hafife alınacak türden değil. Zira yerli yayıncılar iki temel nedenden ötürü gözlerimizin önünde eriyor. Birincisi, yasal mevzuat yerli medyaya karşı haksız bir tutum sergiliyor. İkincisi ise reklam gelirleri büyük ölçüde yabancı platformlara yöneliyor.
Sanal medya uygulamaları ve ABD merkezli TV platformları, neredeyse hiçbir denetime ve yaptırıma tabi olmadan Türkiye'de faaliyet gösteriyor. Bu platformlarda yayınlanan içerikler yalnızca çocuklar için değil, yetişkinler için bile ciddi tehditler barındırıyor. Uyuşturucu kullanımı, alkol, sigara, cinsel sapkınlıklar ve intihara özendirme gibi unsurlar bu mecralarda rahatlıkla yer alabiliyor.
Sosyal medyada denetim eksikliği
Sosyal medya sitelerinde ise suç örgütlerinden fuhuş şebekelerine kadar her türlü illegal faaliyet cirit atıyor. Açık bir suç unsuru olmasa bile bu platformların insanları yalnızlaştırdığı ve ruhsal sorunlara yol açtığı artık bilinen bir gerçek.
Yasalarımıza Amerikan lobicileri tarafından yerleştirilen "yer sağlayıcı" tanımı sayesinde sosyal medya şirketleri sorumluluktan muaf tutuluyor. X, Facebook, Instagram ve YouTube'da ne yazılırsa yazılsın, bu platformlar hiçbir şekilde sorumlu tutulmuyor. En fazla başvurulan yaptırım ise ilgili hesaba erişim engeli getirilmesi oluyor.
Oysaki Türkiye'deki haber siteleri, TV kanalları ve diğer yerli medya kuruluşları, yayınladıkları her içerik için yasal sorumluluk taşıyor. Yerli bir gazetede yayınlanan bir yazı nedeniyle hem yazar hem de yayıncı kuruluş ceza davasıyla karşı karşıya kalabiliyor. Ancak aynı durum sosyal medya için geçerli olmuyor.
Çifte standart uygulaması
Televizyon kanallarının durumu da farklı değil. Yerli dizilerde bir sigara sahnesinin bulanıklaştırılmaması durumunda anında ceza kesilirken, Netflix ve benzeri platformlarda sigaranın masum kalacağı içerikler hiçbir uyarı olmadan yayınlanabiliyor. RTÜK, yerli bir kanala ceza kestiğinde zafer ilan edilirken, yabancı platformlardaki benzer ihlaller görmezden geliniyor.
Reklam pastası yabancılara gidiyor
Yayın şirketleri reklam geliri olmadan ayakta kalamaz. Ancak Türkiye'deki reklam pastasının önemli bir bölümü ABD merkezli dijital mecralara ve arama motorlarına akıyor. Yabancı sermayeli büyük reklam verenler, tercihlerini yabancı dijital yayıncılardan yana kullanıyor. Türkiye'den bu mecralara akan paranın boyutu her geçen gün artıyor.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uyan dijital yayıncılar ve televizyonlar adeta cezalandırılırken, yabancı şirketler aynı kurallara tabi tutulmuyor. Reklam yatırımlarını yurtdışındaki yayıncılara yönlendiren şirketler, bu süreçte açık artırma kurallarına sessizce uyum sağlıyor.
Ulusal güvenlik meselesi
Ulusal medyası bulunmayan ülkelerin dış müdahalelere ne kadar açık olduğu biliniyor. Emperyal güçler, dünya genelindeki kitle iletişim araçlarını kontrol altına almak istiyor ve bunu dijital medya ile TV platformları üzerinden gerçekleştiriyor.
Bu tablo, Türk yayıncılara uygulanan kuralların yabancı platformlar için de geçerli kılınması, sanal medya şirketlerinin de yerli kurallara uymasının sağlanması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Yerli medyanın korunması, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ulusal güvenlik açısından da hayati önem taşıyor.


