İslam’da tevhide inanmak kadar ümmetin bütünlüğünü korumak da sorumluluk olarak gösterilmektedir. Birliğin, farklı mezhep ve meşreplerin ortadan kaldırılması anlamına gelmediği; düşünce ayrılıklarına rağmen insanların birbirlerini ümmetin parçası olarak kabul etmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Yazarın temel uyarısına göre asıl tehlike, farklı düşünenlerin birbirlerini dışlaması ve ümmetten vazgeçmesidir. Mezhep ve meşrep ayrılıkları tarihsel bir gerçek olsa da bunların düşmanlığa dönüşmesi kaçınılmaz değildir. Ayrılığın başkalara yüklenmesi yerine Müslümanların kendi sorumluluklarını üstlenmesi gerektiği savunulmaktadır.

Bu çerçevede geçmişten örnekler verilmekte, bazı çatışmaların âlimlere baskı uygulanması, cami ve tekkelerde kavgalar çıkarılması, farklı inanç gruplarına yönelik katliamlar ve nefretin yaygınlaşması eleştirilmektedir. Bu örnekler, görüş farklılığının şiddete dönüşmesi hâlinde yalnız düşünsel bir tartışma olmaktan çıkarıp toplumsal zarara yol açabileceğini göstermektedir.

Selefîlik ile sûfîlik, Hanbelîlik ile Eşarîlik, Mutezilîlik ile Sünnîlik ve hatta Şiîlik ile Sünnîlik arasındaki çatışmaların hiçbir mezhebi ortadan kaldırmadığı belirtilmektedir. Bu nedenle hiçbir düşüncenin başka bir düşünceyi tamamen silmeye çalışması doğru bulunmamaktadır. Tek istisna, bir düşüncenin terör örgütünü besleyecek ve toplum düzenini tehlikeye sokacak biçimde gelişmesidir.

İnanç ilkelerinin yorumunda farklılık bulunması doğal karşılanmaktadır. Eşarîlik, Mâturîdîlik, Mutezilîlik, Selefîlik ve Sûfîlik arasındaki ayrılıkların temelinde akide ihtilafı değil, tevil farklılığı bulunduğu ileri sürülmektedir. Yorumların Kur’an ve Sünnet’e yakınlıklarına göre değerlendirilebileceği, fakat bunun da yorum gerektirdiği kaydedilmektedir.

Sonuç olarak herkesin kendi yorumunun doğru olduğuna inanabileceği, ancak tek doğru yorum bulunduğu düşüncesinden vazgeçmesi gerektiği önerilmektedir. Selefînin selefîliği, sûfinin ise tasavvufu İslam’ın bütünüyle özdeşleştirmemesi gerektiği belirtilmektedir. Yorum ihtilafını yönetmek için makul bir ihtilaf ahlâkı geliştirilmesi, barışçı bir ümmet için önemli görülmektedir.

Kaynak: Yeni Şafak