Emma Beddington, aile hayatını gözeten kişinin, kendini çölde sınadığında ortaya çıkan sorumluluğu daha değerli bulduğunu söylüyor. Ona göre küçük çocuklarını da içeren ailesini bırakıp vahşi doğada yaşamak veya dünyayı dolaşmak yerine, sevdiklerinin yanında bulunmak gerekiyor.

Bu düşüncesini, ABD'nin hayatta kalma yarışması Alone'ı izlerken derinleştiriyor. Programda yarışmacılar elverişsiz doğaya bırakılıyor, çoğu zaman zorlu koşullar hızla kendilerini açığa çıkarıyor. Beddington, manzaraların görkemli olmasını ve doğanın insanlara karşı amansız mücadelesini sevmeyi de itiraf ediyor.

Onun asıl ilgisi ise yarışmanın erkeklik üzerine söyledikleri. Katılımcıların çoğunun erkek olduğunu vurgulayan yazar, açlık ve ayı gibi tehlikelerle baş etmekte, duygularını yaşamakta veya baba ile eş olmakta zorlandıklarını gözlüyor.

Bu zorluk özellikle aile sorumluluğu hatırlandığında belirginleşiyor. Yarışmacılar kirli, üşüyerek ailelerini ve eve dönmeleri gerekenlerini düşünüyor. David'in bebek olduğu eve bıraktığını açıklaması ve iyi baba olmayı sürdürme konusundaki kararlılığı, Beddington'un savunduğu değeri doğrudan yansıtıyor.

Beddington'un eleştirisi maceralardan keyif almamasından gelmiyor. Alone'a duyduğu heyecanı koruduğunu belirtiyor; yarışmacıların barınak kurmasını, tavşan yakalamasını ve elde ettikleri her şeyi kullanmasını beğeniyor. Tavşanın kısmen sindirilmiş mide içeriğinin yenmesi gibi ayrıntıları ürkütücü bulsa da, yarışmacıların her parçayı kullanmasını beğeniyor.

Ancak sorumluluk sahibi olmayı göze alamayan erkekleri övmek yerine, macera arayışının erkeklik tasavvurundaki yerini sorguluyor. Onun tercihi açık: aileyi ve bakımı, macera arayışından üstün tutmak.

Kaynak: The Guardian International