HABERLIM
Gündem

Çerçeve Yasa tartışması: Terör bitsin mi, şehitlerin hesabı ne olacak?

TBMM'de kabul edilen Çerçeve Yasa, Türkiye'nin terörle mücadele tarihinde yeni bir dönemin kapısını aralarken, toplumda 'barış' ve 'adalet' arasında derin bir tartışma başlattı. İngiltere-IRA, İspanya-ETA ve Kolombiya-FARC örnekleri, sürecin sancılarına ışık tutuyor.

Haber7 Son Dakika12 Ağustos 2026 06:35Kaynak: Haber7 Son Dakika
Çerçeve Yasa tartışması: Terör bitsin mi, şehitlerin hesabı ne olacak?

Türkiye, on yıllara yayılan güvenlik maliyetlerinin ve toplumsal hafızaya kazınmış ağır kayıpların gölgesinde tarihî bir süreçten geçiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) kabul edilen ve kamuoyunda Çerçeve Yasa olarak bilinen düzenleme, ülkenin siyasi ve sosyal fay hatlarını yeniden hareket geçirdi.

İki farklı bakış, ortak bir acı

Yasa, bir yandan terörün kalıcı olarak sona ermesini ve ülkeye huzurun gelmesini savunan kesimleri, diğer yandan Hendek olaylarının acı hatıralarını ve şehitlerin emanetini taşıyan kesimleri karşı karşıya getirdi. Bir taraf "Akan kan dursun" derken, diğer taraf "Bunca bedelin hesabı ne olacak?" sorusunu yükseltiyor.

Meseleyi ne körü körüne alkışlamak ne de peşinen reddetmek doğru bir yaklaşım değil. Tartışmanın özünde, barış umudu ile adalet duygusu arasındaki hassas denge yatıyor.

Dünyadan benzer örnekler ne diyor?

Tarih, bu tür sancılı süreçlerin yalnızca Türkiye'ye özgü olmadığını gösteriyor:

İngiltere ve IRA: Kuzey İrlanda'da onlarca yıl süren kanlı eylemlerin ardından 1998'de imzalanan anlaşmayla IRA silah bıraktı. O dönem İngiltere'de de "Teröristle masaya oturulmaz" tepkileri yükselmişti. Ancak süreç sonunda Kuzey İrlanda, Britanya'nın en hızlı gelişen bölgelerinden biri haline geldi.

İspanya ve ETA: Bask bölgesinde yıllarca terör estiren ETA, devletin kararlı duruşu ve adım adım örülen hukuki zemin sayesinde önce eylemsizlik kararı aldı, ardından 2018'de kendini feshetti.

Kolombiya ve FARC: 50 yılı aşan iç çatışmaların ardından imzalanan barış anlaşması, gerillaların sivil hayata dönüşünü kapsıyordu. Ancak şartlar iyi yönetilmezse toplumsal adalet duygusunun yaralanabileceği de görüldü.

Yasanın savunulan ve eleştirilen yönleri

"Bu iş bitmeli" diyenler, anaların gözyaşının dökülmemesi, güvenliğe harcanan milyarlarca liranın eğitime, üretime ve kalkınmaya aktarılması gerektiğine dikkat çekiyor. Türkiye'nin içindeki bu kilitlenmeyi çözmesi halinde dış politikada da daha güçlü bir aktör olacağı vurgulanıyor.

"Bu yasa riskli" diyenler ise Hendek olaylarındaki acıların henüz tazeliğini koruduğunu, toplumda ciddi bir "cezasızlık" ve "aldatılma" korkusu bulunduğunu belirtiyor. "Ya örgüt silah bırakma bahanesiyle zaman kazanıyorsa?" sorusu, meşru bir kaygı olarak masada duruyor.

Sonuç olarak: Kontrol kimin elinde?

Devletin yasal çerçeveyi ve kuralları bizzat kendisinin belirlemesi, Milli Güvenlik Kurulu tespitiyle sürecin bağlayıcı hale getirilmesi, kontrolün devlette olduğunu gösteriyor. Silahlar gerçekten bırakılırsa, başta Doğu ve Güneydoğu olmak üzere ülke genelinde muazzam bir ekonomik ve sosyal rahatlama yaşanması bekleniyor. Ancak geçmişte yaşanan olumsuz tecrübelerin toplumda oluşturduğu güvensizlik, sürecin en kritik engeli olmaya devam ediyor.

İLGİLİ HABERLER