Bütçenin yalnızca kamu kaynaklarının yıllık harcama planını gösteren bir belge olmadığı, aynı zamanda kaynakların sınıflar arasında nasıl dağıtıldığını ortaya koyduğu savunuluyor. Vergi sistemi de kamu kaynaklarını toplayan ve dağıtan iktidarın sınıfsal tercihlerini görünür kılan temel araçlar arasında yer alıyor.

AKP hükümetleri döneminde genel kamu hizmetlerine ayrılan bütçe payının 2002 yılında yüzde 42 iken yüzde 31.2’ye gerilediği belirtiliyor. Azalmanın faiz, teşvik ve sübvansiyon gibi kalemler aracılığıyla sermayeye aktarıldiği, bütçelerin ise halkın ihtiyaçlarından çok orta vadeli plan ve sermaye programları çerçevesinde hazırlandığı aktarılıyor.

2027 bütçesi tasarısının da aynı anlayışla hazırlandığı ileri sürülüyor. Emek cephesinde DİSK, KESK ve Türk-İş’e bağlı bazı sendikalar eleştirel açıklamalar yapıp talepler öne sürse de kamuoyunu aydınlatmanın ötesine geçen bir etki oluşturamadıkları değerlendiriliyor. Hak-İş ve Memur-Sen’in tutumu ise kamu emekçilerinin ortak bir güç oluşturmasını engelliyor.

Avrupa’daki tablo farklı işaretler taşıyor. Hollanda, Fransa ve İsviçre’de işçi sınıfı, gençlik ve emekçi kitleler grevler ile büyük gösteriler düzenliyor. İş gücü rejimi, emeklilik yaşı ve kamu hizmetlerine ayrılacak kaynaklar, hükümetlerin geri adım almasında etkili oluyor.

Bu gelişmeler, bütçe değişikliklerinin emekçilerin örgütlü mücadelesiyle sınırlı olmayabileceğini gösteriyor. Türkiye’de de sermaye ve hükümetlerin çıkarlarını önceleyen bütçe anlayışının değişmesi için işçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullanması gerektiği savunuluyor.

Sonuç olarak 2027 bütçesi, yalnızca harcamaları düzenleyen bir teknik belge değil, sınıflar arasındaki kaynak dağılımını belirleyen siyasi bir tercih olarak ele alınıyor. Yazar, emekçilerin ortak taleplerini güçlü bir halk desteğine dönüştürmesinin bütçenin mevcut yönünü değiştirmesi açısından önemli olduğunu öne çıkarıyor.

Kaynak: Evrensel